• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/

İstanbul Van Dayanışma Platformu

Video Arşivi
Araştırma Yazıları
Günün Sözü







TAM EKRAN YAPIN
Arkanıza Yaslanın 
Yumun Gözlerinizi..

Haftanın Kitabı
YakitHesabi.com

Muhteşem Resimler DEVAM

IslamicART 1   2   3
Hava Durumu
Anlık
Yarın
25° 28° 15°
Takvim
Üyelik Girişi

İnternet Çağında Okul

İnternet Çağında Okul


Sadece Türkiye'de değil, hemen her ülkede eğitim sistemi ve okullar sürekli tartışma konusu. Bunun çeşitli sebepleri var. Çocuklar dâima bir endişe sebebidir. Onların bugününü, yarınını düşünürüz. Okul sistemi öğrencinin hayatında en merkezî konuma yerleşmiştir. Gün, hafta ve yılın büyük kısmını kaplar. Aşırı kısıtlamalar getirdiği için insan tabiatına aykırıdır. Öğrenciler ve (büyük kısmı öğrenci velisi olan) öğretmenler okuldan çoğu zaman rahatsızlık duyarlar. Okul aslında katlanılan bir icattır ve onu düzeltmek zordur. Okulu çocukların severek gittiği veya büyüklerin arzuladığı şekilde algıladığı bir yer durumuna getirmek neredeyse imkânsızdır. Büyüklerin, okulu doğru algılama ve kurgulama noktasında sürekli hata yapması ilginçtir. Kaldı ki, çocuktan okulun kendisi için önemini hissetmesini beklemek ne derece doğrudur? Bugünün dünyasında okul, çocuk için gerçekten çok mu veya neden önemlidir, okul onu anlamakta mıdır, getirdiği-götürdüğü açısından sorgulanmakta mıdır?

Aslında (kanunî gereklilik bir yana) çoğu insan, çocuğunu gelecekte bir yerlerde görmeyi arzuladığı için okula gönderiyor. Peki, onlara sadece dünya için bilgi ve metot öğretilen bir okul anlayışı, insanın bütünlüğünü bozmuş olmuyor mu?!..

Okula neden ihtiyaç duyarız? Bugünün pratiğinde, herhalde "dünyada hayatı sürdürebilmek için" olsa gerek. Doğru binalar, yollar, köprüler inşa etmek, sağlıklı su, besin, ilaç temin etmek, temiz enerji kullanmak, insanın temel ihtiyaçlarını doğru, sağlıklı, ekonomik metotlarla karşılamak için. Bilgi ve tecrübe birikimini çocuklara, gençlere aktarmak için. Peki bu uğurda bilhassa ülkemizde olduğu gibi, okulu ve hayatı çocuklar açısından bugünkü ölçüde zorlaştırmaya, baştan sona sistematik bir eziyete dönüştürmeye gerek var mı?!..

İnternet çağında esaret ve dayatma

Tabloya sadece okul ile bilgi arasındaki münasebet açısından bakıldığında, bugün çok farklı şartların ortaya çıkmış olduğu görülür. Bilgiyi üretme, dağıtma ve kullanma yolu artık çok farklı. Bilgiye ulaşma imkânı, hızı ve yaygınlığı çok yüksek. Bazı bilgileri elde etmek için okula gitmek gerekmiyor bugün. Çocuklar çok küçük yaşlardan itibaren, yakın geçmişle kıyaslanmayacak ölçüde çok bilgiyi, en önemlisi de sadece kendi istediklerini çok kısa zamanda, okul gibi bir sistem tarafından zorlanmadan, evde internet üstünden öğreniyorlar. Birçok okul-öncesi çocuk okuma-yazmayı ve dört işlem yapmayı bu şekilde kavrayabiliyor.

Buna karşılık, okul sistemi, çocuğu, genci ve hocayı daraltan, tek tipleştiren, onlara kendi çerçevesini dayatan, insan fıtratına aykırı, yarı esaret gibi yaşanıyor ne yazık ki! Okul kavramının tabiatında bu kısmen var zaten. Ortaçağ'daki skolastik yaklaşım, o dönem okul anlayışını ve metodunu belirleyen felsefenin yeni düşüncelere kapalı olmasının da sıfatı olmuştu daha sonra. Platon, Aristo ve Öklid'in esas alındığı, Kilise babalarının belirlediği (Patristik) müfredatta bazı kitaplara öğrencinin el sürmesi, hattâ uzaktan bakması bile yasaktı.

Bugün ülkemizdeki okul sistemini, dış dünyaya kapanmadan, fakat tamamen onu taklit de etmeden, insanı anlamak isteyen bir düşünce duruluğuyla geliştirilecek orijinal yaklaşımlara da değer vererek bir bütün olarak kritiğe tâbi tutmak gerekiyor. Evde, yolda, okulda mevcut sistemin tatmin etmediği, huzursuz, saldırgan, terbiyesi noksan, ahlâkı bozuk, diğer yandan da sınav tutsağı yapılmış, kendine ait bir düşüncesi olmayan çocuklarımızı gördükçe, bunun âcil bir ihtiyaç olduğu anlaşılıyor.

Bugün ülkemizde, dört-beş yaşından, yani birçok şeyi oyunla daha sağlıklı şekilde öğrenme çağından itibaren çocukları dört duvar arasına sıkıştırıyor, farklılıkları dikkate almıyor, saatlerce, aylarca, yıllarca onları hiç merak etmedikleri, hoşlanmadıkları, dolayısıyla asla gerçekten anlamadıkları, genellikle ezberledikleri, en iyi ihtimalle öğrendikleri, ama asla anlamadıkları ve dolayısıyla kısa zaman içinde unuttukları, en önemlisi de işlerine yaramayacak yığınla bilgi altında sıkıyor, bitmeyen imtihanlarla bıktırıyoruz. Çünkü, bir mânâ veremedikleri, bu yüzden de hoşlanmadıkları birçok şeyi yapmak mecburiyetindeler.

Çocuklar, evde-okulda insan tabiatına uyumlu dengeli bir denetim olmadığında ailelerini ve kendilerini pişman edecek yanlışlar yapabilirler, yapıyorlar, bu doğru, fakat sadece kendi temayül, merak, derin alâka ve hür iradeleriyle bir şeyler öğrenmek istediklerinde de bunu çoğu defa okulda bulamıyorlar. Buna karşılık, televizyon ve internetin merak uyandıran, kişiye mahsus alternatifler sunan, hızlı öğrenmeyi kolaylaştıran, farklı dillerde de takip edilebilen ve her an el altında bulunduğu için zaman sınırlaması da getirmeyen dünyası okul öncesi yaşlardan üniversite seviyesine hattâ bütün topluma bu imkânı sağlıyor. Bugün öğrenciler iletişimin bu müspet tarafından bilgi ve düşünce ufuklarını genişletecek, kâbiliyetlerini geliştirecek şekilde istifade edebilirler. Dolayısıyla okul sistemindeki çok yönlü tıkanıklıkların çözülmesi için bugün internet realitesini dikkate alarak, ilkokuldan üniversiteye yeni bir muhteva ve metot geliştirmek, belki de, okul anlayışımızı kökünden sorgulamak gerekiyor.

Bu durumda, okula başlama yaşı, sağlıklı sosyalleşme ortamının hazırlanması, müfredat, kitap, tablet, internet, oyun, ders konuları üzerinde, yeni bir eğitim-terbiye süreci üzerinde düşünülebilir. Çocuklara ev, okul, tabiat veya başka mekânlarda, doğru metot ve araçlarla, didaktik olmadan, düşünmeye davet edildikleri ve bilgileri buna göre keşfettikleri süreçler sunulabilir. Okul, sınıf, hoca fonksiyonları buna göre şekillendirilebilir. Okul çağında çocuğun bulunduğu maddî durumu yetersiz ailelere ücretsiz ve filtreli internet desteği sağlanabilir.

Okul = hedefinden sapmış mânâsız imtihanlar

Bugün çocuklarımızı biyolojiden tarih, coğrafya, edebiyata kadar kitaplardaki bilgileri ezberlemeye zorluyor, ayrıntılarla boğuyoruz. Üniversite, lise hattâ ortaokul hocası imtihanlarda öğrenciye neden kitaplardaki bilgileri sorar (istisnalar bir yana)? Öğrenci yarın meslekte ihtiyaç duyduğunda bunları bulacak zâten. Kaldı ki, bu bilgilerin bir kısmı yenilenecek, düzeltilecek veya gerekmeyecek türden. Bugün insanlığın bilgiye ulaşma açısından herhangi bir sıkıntısı yok.

Esas hedef, öğrenciye hayatta karşılaşılan sadece meslekî değil, her tür problemi sağlıklı anlama, çözüm için hangi bilgi ve metotlara ihtiyaç duyduğunu doğru belirleme, sonra da bunlara ulaşıp kullanma yollarını göstermek olmalıdır. İmtihanlar da, kaynakların açık olduğu, öğrencinin ezberlemek veya kopya hazırlamak durumunda kalmadığı bir tür kısa araştırma-çözme süreçleri olarak, büyük oranda sahada, yerinde uygulanmalıdır. Kısacası, öğrencinin, konuları anlayıp anlamadığını ölçmenin doğru yollarını bulmalıyız.

İnsanlık, bugünkü mânâda okul yokken de varlığını sürdürebildi, bilgi ve tecrübesini nesilden nesile aktardı. İnsanlar farklı yapı ve kabiliyetlerde yaratıldığından, her mesleğin meraklısı, araştıranı çıktı, bunlar ustalık kazandı, yeni ustalar yetiştirdi.

Bugün aynı durum, hem de daha büyük imkân­larla geçerli: en azından teknolojik altyapı ve lâbora­tuvar gerektirmeyen, icrası için diplomanın değil kâbiliyetin ve pratikliğin ön-şart olduğu meslekler (matematik, edebiyat, tarih, coğrafya, müzik, resim, spor, yabancı dil, bilgisayar programlama vs) internet ağırlıklı bir sistemde ustalardan öğrenilebilir, geliştirilebilir. Tıp, eczacılık, diş hekimliği, veterinerlik, ziraat, mühendislik, hukuk gibi hem geniş kapsamlı kompleks sistem bilimleri durumundaki, hem de verdiği resmî diploma sağlık, adalet ve meslek kurumlarında (ve bunların denetimi altında) meslek icrası için önem taşıyan disiplinler bunların hâricindedir; fakat bunların da bilgi yükünden ve ezberden kurtarılması gerekmektedir. Buna karşılık, bir şirketin ihtiyaç duyduğu yazılım işini yapmak veya gençlere yabancı dili ezbersiz sevdirerek öğretmek için kişinin diploması değil kabiliyet ve çalışkanlığı ön plândadır.

Bugün, eğitim-öğretim yapma icazeti (diploması) ve pedagojik formasyon dersleri almış öğretmen-hoca vasfı taşıyan insanların çalıştığı okulların başarısını nasıl ölçeceğiz? Tabii ki, mezun ettikleri öğrencilerin durumuyla. Burada problem sadece üniversiteye giriş imtihanlarında milyona yakın gencin matematikten, fizikten sıfır alması değil, bizim diplomalı çocuklarımıza çektirdiğimiz bu kadar okul eziyetinden sonra gelecekte onlara hangi konularda ne ölçüde güveneceğimiz hususunda düğümleniyor. Fakat bugün Türkiye'de LYS'ye (Lisans Yerleştirme Sınavı) hazırlanan öğrenciler için neredeyse her derse yönelik şifreleme kitapları hazırlanmıştır ve bunlar piyasada büyük rağbet görmektedir. Bu kitapların hedefi, yığınla terim, kavram ve bilgiyi öğrenmesi mümkün olmayan öğrencilerin bunları şifreleyerek akılda tutmasını sağlamaktır. Yani aslında bu yöntemle çocuklarımız okulda önlerini aydınlatacak, onları mesleklerinde başarılı kılacak temel-anahtar bilgiler öğrenmiyor, anlamadıkları yığınla bilgiyi şifreleme tekniklerini öğreniyorlar. Ülke olarak kendimizi kandırmaktan başka ne ile izah edebiliriz bu durumu?

Diğer yandan öğrenciler, okulda yıllar boyu öğrenemedikleri (kitaplarda bulunmayan) kıymetli bilgileri, hissedemedikleri derin hakikatleri gelip konferans veren meslek ve hayat tecrübesi sahibi bir misafirden birkaç saatte aldıklarını söylerler genellikle. Demek ki biz okulda, Bediüzzaman'ın (ra) dediği gibi, anahtar bilgileri aktarmalıyız, yığınla gereksiz malumatı değil. Sonrasında iş, öğrencinin seçimine ve buna cevap verebilen sistemler geliştirmeye kalıyor.

Nasıl bir okul?

Bu sorunun cevabı, çocukların cahil kalmasının önüne geçmek olarak verilirdi eskiden. Fakat bugün klâsik okul-sınıf-ders sistemi olmadan da insanın kendini geliştirebileceği ve meslek öğrenebileceği bir dünya var. Teknik ve teknolojik alt-yapı buna müsaittir. Bu yüzden Fransa, Almanya, ABD gibi ülkelerde bazı meslekler için sadece okul değil, diploma mecburiyeti de kalkmıştır. Önemli olan diploma değil, kişinin belli bir mesleği pratik ve başarılı olarak yapıp yapamadığını göstermesidir. Bu ülkelerde hiçbir diploması olmayan, yazılım uzmanı, yazar, müzik eğitmeni insanlar kendilerini ispat edip iş bulabilmektedirler.

İlgilisi bilir: Yaz stajı yapan öğrenciler, mesleği yerinde öğrenmiş, kendilerine güvenleri artmış, okuldaki bilgileri ezberlemeden yerine oturtmuş bir tecrübe ve donanımla okula dönerler. Dolayısıyla, lise ve üniversite saha çalışmasına ve staja ağırlık verilen bir sistem mantığıyla yeniden düzenlenebilir. Sınıf psikolojisinden uzak, fakat rahatlığın suiistimal edilmediği, ortamdaki herkesin derse aktif katılımının sağlandığı programlar plânlanabilir.

Diğer yandan, insan için önemli bir başka husus bugün genellikle pek konuşulmuyor: Gençler, okuldan bağımsız olarak zihinlerinde ve his dünyalarında belirginleşen insan, aile, dünya, hayat, ölüm, ölüm sonrası ile ilgili sorulara cevap ararken okulda veya üniversitede sağlıklı mecralar bulamıyor. Modern eğitim, bilhassa bugünün üniversite anlayışı, insanı akıl makinesinden ibaret kabul ettiğinden bu tür soruları kendi sahasına sokmuyor, muhatap olmuyor. Meselâ mühendislik eğitimi nihayetinde insan için geliştirilecek sistemlerle ilgili olmasına rağmen (inşaat, makine, tekstil, gıda vd) sanki hedefinde insan yokmuş gibi, insanın bütünlüğü, temel hakları, insana saygı, empati gibi değerlere müfredatında pek yer vermiyor. Hâlbuki üniversite kavramı Ortaçağ'da Kilise'den yavaş yavaş bağımsızlaşırken, meslek öğretilen kurum değil, evrensel bilginin herkese açık olarak konuşulması imkânı (ve de mekânı) şeklinde anlaşılıyordu.

Belki de şu soruyu sormalıyız: Bir çocuk için, dünyaya gelmenin mânâsı, gitmek-kalmak istemediği, kendisinin alternatifler arasından tercih etmediği, fakat kanunen yıllarca gitmek zorunda olduğu okul denilen bir mekânda sabahın erkeninden günün ilerleyen saatlerine kadar
yoruluncaya dek tutulmak, kendisine sorulmadan, ilgisi, merakı, temayülleri dikkate alınmadan belirlenmiş, hoşlanmadığı dersleri dinlemek, eve döndüğünde tamamen kendisi dışında belirlenmiş ödevleri yapmak mıdır?!.. İnsanın yaratılma sebebi bu olabilir mi?!..

Cenab-ı Hakk akıl nimetiyle yarattığı her insana kabiliyetler vermiştir. Yeryüzü misafirhanesinde yol arkadaşlığı yapan insanlık ailesinde her ferdin, kabiliyet ve tercihine göre bir işin ucundan tutması, insanlığa faydalı olması kendisine saygısının bir gereğidir. Çocuklarımızın ne gibi kabiliyetleri olduğunu, hangi konulara içlerinden gelerek derin alâka ve merak duyduğunu, neyi severek yaptığını ve Allah'ın izniyle muvaffak olduğunu çok erken yaşta keşfetmek gibi bir mecburiyetimiz yok. Onlar makine değil. Her insan ayrı bir âlem. Bazı çocuklar kendini hemen ele vermez, veya zaman içinde ilgisi başka alanlara kayabilir, o konuda başarılı olabilir. Fakat bunların bugünkü okullarda başarılamadığı çok açık.

Çok iddialı olmasına karşılık, hakikatte içi boş bu körleşmiş sistemi cesaretle müzakere edecek ve dönüştürecek insanları da Allah bir gün lütfeder elbet!

KAYNAK  : Sızıntı
o.gonullu@sizinti.com.tr
Başkanımız, Cumhurbaşkanımız
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam47
Toplam Ziyaret984346
Muhteşem Komutanlar




Finans - Borsa
Site Haritası
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.66445.6871
Euro6.35426.3796
Köşe Yazıları

Diğer Linklerimiz
Kim Kimdir?