• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/

İstanbul Van Dayanışma Platformu

Video Arşivi
Araştırma Yazıları
Günün Sözü







TAM EKRAN YAPIN
Arkanıza Yaslanın 
Yumun Gözlerinizi..

Haftanın Kitabı
YakitHesabi.com

Muhteşem Resimler DEVAM

IslamicART 1   2   3
Hava Durumu
Anlık
Yarın
25° 28° 15°
Takvim
Üyelik Girişi

Abdülhamid'e sunulan VAN rapor!

Abdülhamid'e sunulan VAN raporu!
2011-11-09 23:46  
Sultan 2. Abdülhamid, Van Gölü ve civarında meydana gelen depremler üzerine rapor hazırlatır. İşte o rapor...

Van depremi, bir kez daha Türk-Kürt kardeşliğini perçinledi. Bir kez daha diyoruz; çünkü daha önce de Türkler Kürtlere, Kürtler Türklere yardım elini uzatmıştı Van ve İstanbul depremleri sonrası.

Van depremi, büyük afetin yanı sıra, başlı başına üzerinde durulması gereken sosyo-psikolojik bir konu aynı zamanda. Deprem, acılı toprakların kaderindeki acı hanesinde yeni bir çentik olsa da, bölgeye yönelik düşünce ve algılarda önemli değişimlere gebe. Çünkü ‘insanlık’, depremin yüzü suyu hürmetine politikaya, etnik ayrımcılığa ve teröre çelme takmak üzere. Türkiye’nin her yerini ortak bir paydada buluşturan bu acı, bazı militarist Kürt ve faşist Türklere inat, tam bir Kürt-Türk dayanışmasının karelerini bir kere daha gösterdi. Üzerine yeni kardeşlik türküleri söylenecek çabalar, herkesin yardıma koşma gayreti ve hep bir ağızdan ortak acıyı paylaşan ‘Megiri Van-Ağlama Van’ cümlesi, Türk-Kürt kardeşliğini perçinleyen gelişmeler. Bu sözlerin, belki bölgenin makûs talihini değiştirecek, sarsılmış kardeşlik köprülerini yeniden tamir edecek ve enkazın altında kalan insanlığı ortaya çıkaracak kadar etkili olacağı umudu var. Şimdi yeşeren bu umudun aslında boş olmadığını, tarihin derinliklerine giderek görmek de mümkün.

Yer, yine Van… Konu, yine deprem… Yine batıdan yardım toplanıyor, herkes varını yoğunu bir çuvala doldurup Kürt kardeşlerine gönderiyor. Van daha kendi yaralarını sarmadan, İstanbul’dan acı bir haber geliyor. Bu kez sıra Vanlılarda. Onlar da sınırlı imkânlarını zorlayarak İstanbul’daki Türk kardeşlerine yardımlarını ulaştırıyor.

Geçmişten günümüze yansıyan bu kardeşlik köprüsü nasıl mı kuruldu? Bunun için bir asır öncesine gitmekte fayda var. Çünkü arşivin tozlu rafları arasında kalan birkaç belge, bize yol gösterecek nitelikte. Öyle ki bu evraklar, aynı zamanda günümüz deprem uzmanları, mühendisler ve toplum için derin mesajlar içeriyor. Tozlu birkaç belge, bize geçmişten gelen kardeşlik duygusunu yeniden tattırıyor.

Van’da meydana gelen ve Erciş ilçesini sarsan depremle ilgili bilgi edinmek için Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığı’na başvurduk. Arşivin deneyimli uzmanlarından ve Arşiv Tanıtım Hizmetleri Koordinatörü Cevat Ekici, Aksiyon için, Van ve civarında meydana gelmiş depremlerle ilgili 5-10 belgeyi açıklamalı olarak sunuyor. Kendisinin de ilk defa karşılaştığı yardımlar konusundaki belge, hem onu hem de bizi fazlasıyla duygulandırıyor.

Belgelere göre, Van ve civarını sarsan en büyük deprem, 5 Şubat 1891 günü saat 01.30’da meydana geliyor ve 20 saniye sürüyor. Civar il, ilçe ve köyler de etkileniyor. Bu depremin niteliği ve şiddeti hakkında bir bilgi verilmiyor. Belgeden anlaşıldığı kadarıyla bu bir öncü deprem. Çünkü bir gün sonra, yani 6 Şubat 1891’de bu sefer merkez üssü Bitlis olmak üzere saat 10.00’da daha büyük bir deprem meydana geliyor. Serasker’in (Bugünkü Genelkurmay Baykanlığı) Sultan 2. Abdülhamid’e gönderdiği 8 Şubat 1891 tarihli raporda, Bitlis’te meydana gelen ve en uzunu 22 saniye süren art arda sarsıntılarla devam eden depremin şiddeti için ilginç bir tabir kullanılıyor: “Bu zamana kadar emsali görülmemiş şiddette bir sarsıntı.”

Söz konusu depremin, bütün civarda hissedilecek ve geniş alanda hasar bırakacak kadar etkili olduğunu yine rapordan öğreniyoruz. Depremde can kaybının olmadığı; ancak çarşı ve evlerde büyük hasarların meydana geldiği raporda uzunca anlatılıyor. Muhtemeldir ki can kayıplarının yaşanmaması, evlerin müstakil, çoğu tek katlı ve ahşap olmasından kaynaklanıyor. Bu depremde, başta askerî binalar olmak üzere kamu binaları büyük zarar görüyor.

10 Şubat 1891’de bu sefer merkez üssü Adilcevaz olan yeni bir depremle sarsılıyor Van Gölü havzası. Birçok ev yıkılıyor veya zarar görüyor. 146 evin tamamen yıkıldığı, 245’inin ise oturulamayacak derecede zarar gördüğü, Sultan’a gönderilen raporlarda belirtiliyor.

Kürt, Ermeni fark etmedi

Van, Bitlis ve civarı 1891’de çok sayıda deprem yaşarken, tam bir afet bölgesi oluşuyor. Yazın ve kışın yaşanan depremlerle halk, başta barınma problemi olmak üzere günlük iaşe sıkıntısı çekmeye başlıyor. Bunun üzerine merkezi İstanbul olmak üzere batıdan yardımlar toplanıyor. Halkın kendi arasında topladığı paralarla birlikte Osmanlı Devleti’nin yardımları da Van ve civarındaki afetzedelere gönderiliyor. Etnik ayrım yapılmadan Kürt ve Ermenilere yardım eli uzatılıyor. Batıdan gönderilen yardımlarla Van ve civarındaki halk evlerini tamir ediyor ve hayatını sürdürmeye çalışıyor.

Aradan daha üç yıl geçmeden bu sefer büyük İstanbul depremi (1894) yaşanıyor. Bu kez başta Van olmak üzere Van Gölü civarında yaşayan bütün Kürtler, kendi aralarında topladıkları 15 bin kuruşu (akçe) İstanbul’daki afetzedelere gönderiyor. Sultan’a gönderilen 8 Şubat 1895 tarihli belgede, toplanan yardımlar detaylı şekilde anlatılıyor ve “İkinci 5 bin kuruş daha toplanıp İstanbul’a gönderilmiştir” deniyor. Bunu, Van Valisi Nazım’ın gönderdiği yardım belgesinde görmek mümkün. Karşılıklı yardımlar, daha sonraki deprem ve afetlerde de devam ediyor. Türklerle Kürtler arasındaki yardıma koşma seferberliği gayet manidar ve günümüze ışık tutacak nitelikte. Zira daha kendi yaralarını sarmadan, evlerini tam olarak onarmadan, akçesindeki son kuruşu İstanbul’daki depremzedelere göndermek, önemli bir fedakârlık ve vefakârlık.

İstanbul depreminden sonra Van ve civarı yine sallanmaya devem etmektedir. Van Valisi Nazım, 3 Şubat 1896’da Sadaret makamına çektiği telgrafta, 2 Şubat gün saat 01.00’de doğudan-batıya doğru bir sarsıntının meydana geldiğini, aynı gece saat 03.15’te iki defa daha sarsıntı yaşandığını rapor ediyor. Benzer bilgiler, Van Millî Eğitim Müdürü Celalettin Bey’in Rasathane’ye çektiği telgrafta da veriliyor. Ancak bu depremlerde can ve mal kaybının olmadığı da sevindirici haber olarak İstanbul’a bildiriliyor.

Osmanlı arşivlerinde Van ve civarına dair başka deprem kayıtlarına da rastlamak mümkün. Van, büyük depremlerden birini de 1907’de yaşar. 4 Haziran 1907’de merkez üssü Özalp (Mahmudiye kazası) olmak üzere büyük bir deprem ile sarsılır Van. Van Valisi Ali Bey, sabaha karşı yaşanan depremin hasarının büyük olduğunu İstanbul’a bildirir. Muradiye (Bargir) nahiyesini de etkileyen ağır depremde neredeyse Muradiye ve Özalp’ın tamamı hasar görür. Bu depremde Özalp’ta 2 kişi hayatını kaybeder, 3 kişi yaralanır. İki yere, insanların barınması için acilen çadırlar gönderilir ve askeriye kısa sürede 100 çadır kurar. Batıdaki halk, yine kendi arasında yardım toplar ve buraya göndermek ister. Bütün nakdi yardımlar, resmî kurumlar bünyesinde toplanıp buraya gönderilir. Hatta mağduriyetlerin giderilmesi için 26 Haziran 1907’de Bakanlar Kurulu Kararı ile afet bölgelerine yardım yapılması yönünde karar çıkartılır. Toplamda 120 bin kuruş (akçe) buraya gönderilir. Gönderilen paralarla halkın bütün ihtiyaçları giderildiği gibi, zarar gören kamu binaları da onarılır.

2. ABDÜLHAMİD’E SUNULAN VAN DEPREM RAPORU



Van Gölü ve civarında ardı ardına depremlerin meydana gelmesi üzerine Sultan 2. Abdülhamid tarafından burası için bir deprem raporu hazırlanması istenir. Dönemin mühendisleri tarafından hazırlanan raporlarda, Van Gölü civarındaki bugünkü fay hatlarını gösterir biçimde bir rapor ortaya çıkar. Hatta özellikle Erciş, Muradiye, Özalp, Adilcevaz gibi yerleşim yerlerinin arz hareketi noktası (fay hattı) üzerinde bulunduğu, bunun için yapıların sağlam yapılması ya da şehirlerin dağ eteklerine doğru inşa edilmesi gerektiği üzerinde durulur. Hatta eski Van, daha önce gölün kıyısındayken bu rapor üzerine dağın yamacına doğru kurulmaya başlanır. Çünkü 1891 ve sonrasındaki depremlerde, oldukça sağlam yapılı olan Van Kalesi bile zarar görmüştür. O dönemde hiçbir deprem uzmanı olmamasına rağmen acemi mühendisler tarafından hazırlanan raporun bugün hâlâ geçerliliğini koruyor olması dikkat çekici. Çünkü rapordaki uyarılar bile başlı başına bir araştırma konusu. ‘Göl kıyısına yakın yerleşim yeri yapılmaması gerektiği’ ibaresi çok önemli. Son depremde en büyük hasarı gören Erciş, hem fay hattının ucunda hem de göl kıyısındaki kuruyan araziler üzerine kurulmuş durumda.

Haşim Söylemez - AKSİYON

Başkanımız, Cumhurbaşkanımız
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam94
Toplam Ziyaret984295
Muhteşem Komutanlar




Finans - Borsa
Site Haritası
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.66445.6871
Euro6.35426.3796
Köşe Yazıları

Diğer Linklerimiz
Kim Kimdir?