• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/

İstanbul Van Dayanışma Platformu

Video Arşivi
Araştırma Yazıları
Günün Sözü







TAM EKRAN YAPIN
Arkanıza Yaslanın 
Yumun Gözlerinizi..

Haftanın Kitabı

Muhteşem Resimler DEVAM

IslamicART 1   2   3
Hava Durumu
Başkanımız, Cumhurbaşkanımız
Takvim
Üyelik Girişi

Çanakkale dünya tarihinin dönüm noktasıdır

Çanakkale dünya tarihinin dönüm noktasıdır


Çanakkale Savaşı’nda neler yaşandığını Çanakkale Mahşeri adlı güzel
eseriyle en iyi bilen ve anlatan isimlerin başında gelen tarihçi Mehmet Niyazi
Özdemir’le konuştuk.

Çanakkale Savaşı, 1. Dünya Savaşı’nın ve dünya tarihinin en
önemli savaşlarından biri. Osmanlı ve Türk tarihinin de en önemli savaşlarından
biri olarak kabul ediliyor. Çanakkale Savaşı’nda neler yaşandığını
Çanakkale Mahşeri adlı güzel eseriyle en iyi bilen ve anlatan
isimlerin başında gelen tarihçi Mehmet Niyazi Özdemir’le
konuştuk. Mehmet Niyazi Hoca, tarihin bu önemli savaşını anlatırken bilinmeyen
ilginç noktalara değindi. Ancak Mehmet Niyazi Hoca’nın anlattığı şu çok önemli
anekdotu anlatmadan geçmeyelim istiyorum. 1. Dünya Savaşı
sırasında Anadolu halkı çok zor durumda olmasına, büyük bir fakirlik olmasına
rağmen Çanakkale’de savaşan askerlerimize her öğünde et verilmiş. Bugün bazı
tarihçilerin ifade ettiği gibi, cephede savaşan askerlerimiz kesinlikle açlık ve
yokluk içinde mücadele etmemişler. Bu önemli anekdotu aktardıktan sonra
Çanakkale Savaşı’yla ilgili röportajımızı sizlere sunuyoruz.


BATILILAR OSMANLI AYAĞA KALKMASIN DİYE ÜZERİMİZE HÜCUM ETTİ

 

Hocam Çanakkale Savaşı öncesi şartlar nasıldı? Osmanlı Devleti I.
Cihan Harbi’nde nerelerde mücadele ediyor? Bir de İhtilaf devletleri neden
Çanakkale’ye saldırdı?

 

Hayatın birkaç tane dinamiği var. Bunlardan bir tanesi yer altı
zenginlikleridir. Osmanlı’nın üstünlüğü kaybetmesinin en önemli nedenleri yer
altı zenginlikleriydi. Osmanlı topraklarında demir ve kömür yoktu, az çıkmıştı.
1850’den itibaren demir ve kömür yerini petrole bıraktı. O günde demir
rezervleri Osmanlı’da Kerkük, Musul ve Kuveyt’te vardı. Suudi Arabistan falan
bilinmiyordu. 1850’den-1914’e kadar ceddimiz toprağımızdaki petrolü çıkaralım,
hayata katalım diye düşündü. Batılılar da Osmanlılar ayağa kalkmasın diye bizim
üzerimize hücum ettiler. Bu açıdan baktığın zaman Abdülaziz’in tahtan
indirilmesini, Abdülhamit’in Balkan harplerini, I. Dünya Savaşı’nı hatta Milli
Mücadele’yi hep bu açıdan görebiliriz.

 

Çanakkale önlerine gelen İhtilaf devletlerinin donanması oldukça
büyük ve güçlü bir donanma. Dünya tarihinin en güçlü donanmalarından biri olduğu
söyleniyor. Ben hem bu donanmayla ilgili sizden bilgi almak istiyorum. Ayrıca
Çanakkale’yi savunan Osmanlı askerlerinin silah ve teçhizatları nasıldı? Bir de
Osmanlı ordusunun başında Alman  Limon Von Sanders vardı. Neden
böyleydi?

 

Almanlar Çanakkale’de de var. I. Dünya Savaşı’nda Alman subaylar Osmanlı
ordusunda var. Buna mukabil bizim de Galiçya’da 100 bin seçme askerimiz var.
Mademki müttefikimiz, karşılıklı bir dayanışma söz konusu. Şimdi bizim
tarihçilerimizin yaptığı bir hata var. Çanakkale’ye hücum eden 16 kruvazör
değil, 16 büyük kruvazör ile beraber 400 civarında yangın söndürme, ikmal ve
yardım gemileri ile kıyılarda ufak gemiler var. Bu 16 gemilerden bir tanesi
Ruslar’ın beyaz renkli Askolt zırhlısıdır. Nasıl biz ‘Yavuz’umuzla övünüyorduk,
bütün Rus milleti de o Askolt zırhlısı ile övünüyordu. Bizim bunlara karşı
koyacak gemimiz yoktu. Yavuz falan vardı ama 16 zırhlının karşısında bir şey
yapma şansı yoktu. Ama bizim bunlara karşı koyan Boğaz’ın yanlarındaki
tabyalarımız vardı. 12 km’ye kadar derinliği olan tabyalarımıza biz ‘adil
mantelli toplar’ diyoruz. Bunlar bir mermi atar, ortalık duman olur. Bunlar 5
bin 400 metre menzilli toplardır. Tabi düşmanın gemilerindeki toplar 14 km
menzilliydi. Ama bizim geride Aziziye, Hamidiye tabyalarında, Rumeli ve Anadolu
tabyalarında 12 km menzilli toplarımız vardı. Bunlar çakılıydı. Bizim toplarımız
Çanakkale’de 79 taneydi, düşmanın gemilerinde bulunan top sayısı 281 idi.

 

Savaşın seyri nasıl oldu? Savaş başladı, karşıda muazzam bir güç var.
Buna karşılık daha mütevazi denilebilecek bir Türk ordusu var. Savaşın seyrini
bize biraz anlatabilir misiniz? Nasıl başladı, nasıl sonuçlandı?

 

Çanakkale Harbi 3 Kasım 1914 öğleden sonra saat 3’ü 10 geçe başladı. En son
mermi Çanakkale’ye 9 Ocak 1916’da düştü. Bu savaş 14 ay 6 gün süren bir
savaştır. Bunun 18 Mart’a kadar olan bölümü deniz muharebeleridir. Denizden
geçemeyeceğini anlayınca 24 Nisan’da kara muharebeleri başladı ve bu 19 Aralık
1915’e kadar Arıburnu cephesinde de devam etti. Oradan çekildiler ama
Seddülbahir cephesinde 9 Ocak 1916’ya kadar sürdü. Bizim son şehidimiz Siirtli
Mülazım Zahid Efendi’dir. Bazı tarihçiler bizim Çanakkale’de 53 bin şehit
verdiğimizi söylediler ama sadece büyük toplar vurduğu zaman beyin sarsıntısına
uğrayan, gemilerle İstanbul’a getirilen ve burada şehit olan 25 binin üzerinde
askerimiz var. Onlar tabi bu rakamı küçültmek istiyorlar. Bizim dünyanın seyrini
değiştiren bir savaş vermediğimize kaniler. Ama Churchill onları yalanlıyor.
Churchill diyor ki; “Benim bildiğim, dünyada Tophaneli Hakkı'nın yaptığını 400
yıldan beri hiçbir kul yapmamıştır.” 17 Mart 1915’te Nusret Mayın Gemisi ile
saat 11’de havanın sisli olmasından istifade ederek, gemisi ile birlikte
Çanakkale’nin açığından girer. Koyda nöbet bekleyen Golyat’a ışıldaklarımız
tutulur, onların gözü karartılır, ondan istifade ederek Tophaneli Hakkı, Rumeli
tarafından gelir Anadolu tarafına doğru geçer. Karanlık Liman'a 26 mayın döşer
ve geçer. Tabi ertesi gün hücum olunca, Seyit Onbaşı topuyla beraber, Ocean’ı
vurmuştur. Tabi pek çok daha faktör vardır. Diğer gemiler Ocean’ı harmanlamış ve
diğer kruvazörler Ocean bize çarpmasın diye ‘Karanlık Liman’a doğru
kaçmışlardır. Karanlık Liman’da da o mayınların üzerine gelmişlerdir. Tabi bu
arada Cevat Paşa olsun, Selahattin Adil Bey olsun bizim az ama çok seçme kumanda
kadememizin de oradaki maharetini, kahramanlığını unutmamak lazım.


ÇANAKKALE DÜNYA TARİHİNİN DÖNÜM NOKTASIDIR

 

Hocam, az önce şehitlerin sayısına değindiniz. Çanakkale’de verilen
şehitlerle ilgili çelişkili rakamlar var. Kayıplardaki bu çelişkinin nedenlerini
öğrenmek istiyorum. 53 bin gibi bir rakam var dediniz, bir de 250 bin gibi bir
rakam var sanırım. Osmanlı’nın kaç askeri orada savaştı, kaçı şehit oldu ve
yabancı güçler de bu rakam nasıldı?

 

Tabi bizim yanlışımız şu; adam tarihçi mi, her tarihi bilir diye düşünüyoruz.
Avrupa’da askeri tarih diye farklı bir tarih bölümü vardır. Şimdi harbe girer
bir kolordu, bir tümen, bir tabur neyse bir birlik, harpten sonra ‘tadat’
yapılır. Harbe girdi kaç kişi, 1770 kişi; harpten kaç kişi çıktı; şu kadar kişi.
Ama bu arada kayıplar var. Bunlar öldü mü, kaçtı mı bilinmez. Yaralılar var,
hastaneye gider, bunlar şehit olarak gösterilmez. O andaki şehit sayısı
bildirilir. Şimdi biz hep siyasi şeyler düşünüyoruz. Mesela Enver Paşa’nın
Sarıkamış’ta kaybı 90 bin, hiçbir mermi artmamış güya… Halbuki Ardahan’ı, şurayı
burayı geri aldıktan sonra Sarıkamış’a girmiş. Sarıkamış’ta Rusların 28 bin
kaybı var. Rus Genelkurmayı Sarıkamış’taki ordu yetkililerinin ehliyetsiz
olduğuna kanaat getirerek geri almıştır.

 

Dünya tarihini bilen bir adam için Çanakkale bir dönüm noktasıdır. Hem dünya
tarihi açısından hem milli tarihimiz açısından bir dönüm noktasıdır. Milli
tarihimiz bakımından, Milli Mücadele’de gördüğümüz bütün kumandanları; yani
Mustafa Kemal’den tutun Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Refet Bele, Kazım Karabekir, Ali
Fuat Cebesoy, Cafer Tayyar Eğilmez, Veli Halit gibi aklınıza gelen bütün paşalar
ya binbaşı, ya yarbay, ya albay olarak Çanakkale’de bulunmuştur. Çanakkale hem
bizim son dönem tarihimizin bir laboratuvarıdır, hem de dünya tarihini
değiştirmiştir.

 

Bu anlamda Çanakkale, Kurtuluş Savaşı’nın üst düzey subaylarını
yetiştirmiştir diyebilir miyiz?

 

Bana göre öyledir. İnsan tecrübeden azadedir. Teorik bilgim, kahramanlığım
çok yüksektir ama eğer bu tecrübelerle takviye edilirse farklı bir boyut
kazanır. Bu gayet tabii olan bir şeydir.

 

Çanakkale’de savaşını kazanması Osmanlı’yı nasıl etkiledi? Çünkü çok
fazla şehit ve yaralı verilmişti. Yemen, Filistin gibi cepheler de vardı,
Sarıkamış’ta cephe vardı. Moral anlamında bu savaş orduyu nasıl
etkiledi?

 

Bizim I. Dünya Harbinde çıkardığımız ordu 2 milyon 800 bin kişiden oluşuyor.
Bu 2 milyon 800 bin kişiden savaş dışı şehit olan ve yaralanan 2 milyon 450 bin
kişi. Şehit olan ya da yaralanan, bacağını kaybeden ve savaş dışı kalan kişi
sayısı bu kadar. Müttefiklerin bundan az değil. Tamamını bilmiyorum ama
Çanakkale’de İngilizlerin kaybı 202 bin küsur, Fransızların kaybı 79 bin küsur,
topladığımız zaman onların 283 bin kaybı var. Biz savunmadayız ama onların silah
üstünlüğü var. Hava, deniz, top üstünlüğü bizden çok fazla. Elbette Çanakkale’de
insan kaybımız olmuştur fakat dünyanın en büyük donanması ‘Yenilmez Armada’nın
üçte birinin sulara gömülmesi ve üçte birinin kullanılmaz hale gelmesinin, moral
motivasyon bakımından bizim askerimizi müspet manada çok fazla etkilediğine
kaniyim.


SEYİT ONBAŞI'YI İKİ KIÇIKIRIK ADAMDAN ÖĞRENMİYORUZ

 

Hocam Seyit Onbaşı’nın da varlığı konusunda çok spekülasyonlar
yapıldı.

 

‘Mustafa Kemal de yok’ diyebilirsin yani, dilde kemik yok efendim. Seyit
Onbaşı’yı biz iki kıçıkırık adamlardan öğrenmiyoruz. Seyit Onbaşı’yı tabyanın
kumandanı Alman Yarbay Vositlo’dan öğreniyoruz. Yarbay Vositlo yalan mı yazacak
yani. Diyor ki, “Tabyalarımız dövülmeye başladığında, 281 top aynı tabyayı
kökten sarsmak için belli bir müddet namlularını oraya doğrulttu. Bizim de
tabyamıza namlular bomba yağdırmaya başlayınca tabyamızın kenarındaki
sığınaklara kaçtık, kaçarken de havada cesetlerin uçtuğunu gördüm. -Kollarında
fosforlu saat var- Fosforlu saatime baktım, tam 6 dakika tabyamız dövüldü. Sonra
bütün toplar karşıdaki Erenköy tabyasını dövmeye başladı, 20-25 dakika sonra toz
toprak biraz azaldı, dürbünü gözüme getirdim, o güzelim tabyamız enkaz yığınına
dönmüştü. Yerde yatan bir tokmak gibi asker yerinden doğruldu. Sonradan öğrendim
ki bu Seyit Onbaşı’ymış. Karşısındaki bir askerle konuşmaya başladı. Tespit
ettiğime göre karşısındaki asker de Niğdeli Ali’ymiş.

 

Seyit Onbaşı ona sormuş, “Kumandanlarımız nerede?” -Çanakkale’de şehit oldu
demezler, mertebesine erdi derler.- “Galiba mertebesine erdi, kimse yok
etrafımızda.” Seyit Onbaşı ve Niğdeli Ali bayılmışlar ama daha sonra kendilerine
gelmişler. Ocean zırhlısı Erenköy tabyasını diğer gemilerle beraber dövüyor.
Seyit Onbaşı da, “Gel Ali, biz de buna bir mermi atalım.” demiş. “Mermiler de
ağacın dibinde gres yağı olmuş” diyor Vositlo. Ali demiş ki, “Zaten topların içi
bozulmuş, içi parçalanmış, kaldıramayız.” Vositlo, “ben dürbünle bakıyorum”
diyor, geldi, gres yağıyla yağlı mermiyi kaldırdı, kaldıramadı. Aynen onun
Almanca metnini söylüyorum, “Aslan pençesi gibi nasırlı ellerini gerdi, dünyanın
kalbini sökercesine asıldı, o mermiyi sırtına vurdu, getirdi ve namluya soktu.
Ben bakıyorum ne yapacaklar diye... Attı, vuramadı; üçüncü mermisinde Niğdeli
Ali de yanına geldi, Ocean’ı dümeninden vurdu. Ocean harmanlamaya başlayınca
diğer gemiler bize çarpmasın diye ‘Karanlık Liman’a doğru kaydılar ve oradaki
mayınların üzerine gittiler.” diyor. Bunları yazan Yarbay Vositlo, benim inkar
etmem bir şeyi değiştirmez.

İNGİLİZ VE FRANSIZLAR,
RUS ÇARI'NI KURTARMAK İSTİYORDU

 

İtilaf devletleri İstanbul’u işgal edip Osmanlı’ya en büyük darbeyi
vurmayı hedefliyorlardı… 

 

Hayır efendim, bunların alakası yok. İstanbul’u işgal etselerdi, bizim
başkentimiz Eskişehir’e taşınmak üzere hazırlanıyordu. Bu savaşın gayesi şu;
bunu aklımıza koyalım, bu millet bunu öğrenmeli… 1905’te Rusya’ya komünizmi
getirmek isteyen Lenin, Rusya’da darbe yapmaya kalktı, başaramadı. İsviçre’de
kitaplarını yazıyordu, makaleler hazırlıyordu. I. Dünya Harbi patlak verince
Almanların Geheim Dienst’i ve bizim Teşkilat-ı Mahsusa gittiler, Lenin’i
buldular. “Seni işbaşına getireceğiz, sen de savaştan çekileceksin” anlaşması
yaptılar. Hatta o dönem Enver Paşa’ya sordular, “Lenin işbaşına gelir, savaştan
çekilmezse hangi mahkemeye gideceksin?” Bunun mahkemesi yok, sözünü tutmaz
döner. Enver Paşa da dedi ki, “Rus ordusu Çarcı’dır. Komünistler iş başına
geldiği zaman zaten iç harp çıkacaktır ve bu çekilmek zorunda kalacaktır. ” Bunu
merak edenler Stefan Zweig’ın Mühürlü Tren adlı romanını okusunlar. Orada
anlatır, Lenin Alman marklarıyla beraber Rusya’ya girdi.

 

Bizim Teşkilat-ı Mahsusa bütün Müslümanları, sadece Türkleri değil, harekete
geçirdi. Çünkü o zamanlar Rusya’daki bütün Müslümanların ortak bir parolası
vardı. Neydi o? “Allah Osmanlı’nın atının ayağına batacak dikeni bizim gözümüze
batırsın.” Çünkü dünyada İslam bayrağını doğru dürüst dalgalandıran bir tek
Osmanlı vardı. Bir tarafta Alman markları, diğer tarafta Müslümanların gayreti,
İmam Mustafa’dan Sultan Galiyev’e kadar herkes Çar’ın boğazına komünizm ilmeği
geçmek üzereyken, ölümüne gayret sarf ettiler. İngiltere ve Fransa, Almanya ve
Avusturya’ya karşı Osmanlı’nın karşısında Rusya’yı tercih etmesinin sebebi Rus
ordusunun kalabalık olmasıydı. Çünkü Rus ordusu komünizm ile çökünce onlar için
mağlubiyet mukadderdi, zaten sonradan mukadder oldu. Ama Amerika’nın girmesi
İngiliz ve Fransızları kurtardı.

 

İşte İngiltere ve Fransa, Çanakkale’yi geçerek Rusya’daki komünizme karşı
Çar’ı korumak için yardıma gidiyorlar. Enver Paşa’nın o günlerde Beyazıt’ta
konuşması vardır, “Çanakkale’de ölüyoruz, Rusya’yı kızıl cehenneme gömeceğiz.
Oradan nur topu gibi bir Türk dünyası doğacaktır” diyor. Nur topu gibi Türk
dünyası doğdu mu bilmiyorum ama Kızıl Cehennem onları gömdü. Onların gayesi
İstanbul’a girmek falan değil yani, Rus Çarı’nı kurtarmak, Rus ordusunun
saflarında savaşın devam etmesini sağlamaktı. Bizimkiler tarihsel hikaye,
anlatmasalar daha iyi.


ÖLMESİNİ BİLMEYEN MİLLETLERİN VATANI YOKTUR

 

Siz Çanakkale’yi bir medeniyetler savaşı olarak da adlandırıyorsunuz.
Bu bağlamda Çanakkale savaşını nasıl değerlendirirsiniz?

 

Nasıl bizim Necip Fazıl, Yahya Kemal gibi ünlü şairlerimiz varsa, burada
yaşanan kahramanlıkların gelecek nesilleri motive etmesi için, mesela
İngilizlerin ünlü şairi vardı, Robert Brock, o Çanakkale’deydi. Orada güneş
çarpmasına uğradı ve öldü, Sakız’a gömüldü. Orada çağın Dostoyevski’si sayılan
Capri diye ünlü bir romancıları var, o Çanakkale’deydi. Çağın Beethoven’i
sayılan ünlü müzisyen Dennis Saraga da oradaydı… Hasılı Çanakkale’de bütün
sanatkarlar, Londra ve Paris üniversitelerinin seçme talebeleri oradaydı. Buna
karşın bizim de Darül Fünun’daki öğrencilerimiz,  zaten bizim Darül Fünun’daki
toplam öğrenci sayımız 2 bin 500’dü ve bunların büyük bir çoğunluğu oradaydı.
Lise son sınıf öğrencileri Sivas’tan tut, Ankara’ya kadar değişik illerden pek
çok yerden gönüllüler oraya gitti. Tabi bizim kafa yapımız bozuk olduğu için
söylemiyoruz, İstanbul’un ve Anadolu’nun değişik yerlerindeki medreselerden on
binlerce genç, medrese aydını buraya akın etti. Bunların hepsi kırıldı. Zaten
ölmesini bilmeyen milletlerin vatanı yoktur. Bu böyle, bunun kanunu bu.

 

Çanakkale’de savaş sürerken, gayri müslimlerin de İstanbul işgal
edilecek diye büyük bir hazırlığı var.

 

İstanbul’un işgal edilmesine hazırlık olarak Rumlar, Ermeniler, Yahudiler
büyük bir merasim için bütün hazırlıklarını yapıyorlar. Cadde-i Kebir yani
Beyoğlu Caddesi’ne bakan bütün camlar büyük paralarla kiralanmış. Çanakkale’deki
Osmanlı ordularının Alman komutanı Limon Von Sanders de o komiteye bir telgraf
çekmiş, bana da oradan bir yer ayırın diye. Tabi Çanakkale’yi geçemeyince bu
sefer buradaki Müslümanların reaksiyonundan endişe ettikleri için Rum, Ermeni ve
Yahudiler büyük bir kabusla evlerine sığındılar.

 

Çanakkale Savaşı son yıllarda çok ön plana çıkıyor. Kurtuluş Savaşı
ile kıyaslandığında Çanakkale Savaşı daha büyük bir savaş mıdır?

 

Çanakkale Savaşı cesamet olarak büyük de, Kurtuluş Savaşı’nı da yermemek
lazım. Biz bugün bu sınırları tutuyorsak, bunu Kurtuluş Savaşı’na borçluyuz.
Fakat 18 Mart geldiği zaman hepimiz böyleyiz. Abdülhamit’i methederken
Abdülaziz’i gümbürtüye götürürüz. Bunların hepsini ayrı ayrı yerine koymak lazım
bence. Kurtuluş Savaşı belki kayıp olarak azdır ama savaşın ölçüsü sadece
kayıplar değildir, almış olduğu neticelerdir.


ALMANYA BİZİM DOSTUMUZDU,
AMA PEK DOSTLUK GÖSTERMEDİ

 

Şimdi Çanakkale Savaşı’nı kazandık, aslında birçok cephede Osmanlı
ordusunun yenilgisi çok az denilebilecek düzeyde. I. Dünya Savaşı bizim çok
aleyhimize oldu. Neden kaynaklandı bu acaba?
I. Dünya Harbi’nde
Almanya’nın 1 santimetre kare toprağı işgal edilmedi. Tabi Almanya ve
Avusturya’nın bizim aleyhimize döndü. Almanya toprak kaybına uğramaması kaydıyla
Almanya, Avusturya hatta Bulgaristan Almanya’nın güdümünde anlaşma imzaladılar.
Biz o zaman tek kaldık. Zaten harp bizim petrollerimiz üzerine kopmuş idi. O
bakımdan biz tek kaldık. Almanlar toprak kaybetmedi. Almanlar anlaşma yaptığı
zaman orduları Paris’in 70 km kuzeyindeydi, daha Alman sınırında değildi.
Almanya bizim dostumuzdu ama bize pek dostluk göstermedi.

 

Hocam, bir başka konu da Anzaklar… Her yıl Çanakkale’ye geliyorlar,
etkinlikler yapıyorlar. Bunu nasıl yorumlamak lazım?

 

Tarihleri yok. Avustralya, ve Yeni Zelanda İngiliz İmparatorluğu camiasında
birer sömürge devleti. Kendilerine tarih yapmak istiyorlar. Hayatlarında iki
tane büyük savaş var. Biri bu, bir de biri bundan biraz önce olan iki tane
ihtiyarımızın Avustralya’da açmış olduğu harp var. Harpleri bunlar, başka
harpleri yok tarihlerinde. Tarih yapmak, aydınlarına şuur vermek istiyorlar…
Tabi biz tarihimizin, ecdadımızın, kahramanlarımızın kıymetini bilmediğimiz için
biz onları harcıyoruz. Onlar millet yapmak istiyorlar.

 

Çok teşekkür ediyoruz.

 

Ben de teşekkür ederim...

Kaynak :
 
on5yirmi5.com

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam73
Toplam Ziyaret1126988
Muhteşem Komutanlar







Finans - Borsa
Site Haritası
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.74385.7669
Euro6.37606.4016
Köşe Yazıları

Diğer Linklerimiz
Kim Kimdir?