• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/

İstanbul Van Dayanışma Platformu

Araştırma Yazıları
Günün Sözü







TAM EKRAN YAPIN
Arkanıza Yaslanın 
Yumun Gözlerinizi..

Haftanın Kitabı
YakitHesabi.com

Muhteşem Resimler DEVAM

IslamicART 1   2   3
Hava Durumu
Anlık
Yarın
-1° 4° -5°
Takvim
Üyelik Girişi

Gen

Gençler  Neden Geç Evleniyor?

 

Gençlerde evlilik düşüncesi, kapitalist sistemin aile kurumu
üzerindeki etkisi ile artan boşanma oranlarında kadının rolünü Doç. Dr. Alev
Erkilet ile konuştuk.

Yalnızlık  Allah’a  mahsustur der eskiler, doğrudur. İnsan eş ister, eşe
ihtiyaç duyar. Fıtratında vardır bu ihtiyaç. Ruhun, bedenin ihtiyacıdır evlilik.
Dolayısıyla evliliği geciktirmek insanın doğasındaki en temel ihtiyaçlardan
birini yok saymaktır. Peki bütün bunlara rağmen evlilikler neden
geciktiriliyor? Özellikle yakın zamanlarda toplumun gençlerin önüne en temel
hedef olarak koyduğu diploma ve iş sahibi olmak, gençlerde evlilik düşüncesini
nasıl etkiliyor?

 

Gençlerde evlilik düşüncesi, kapitalist sistemin aile kurumu üzerindeki
etkisi ile artan boşanma oranlarında kadının rolünü Doç. Dr. Alev
Erkilet
ile konuştuk.

 

Evlilik toplumsal ve bireysel açıdan neden gereklidir?

 

Evlilik kavramını tek olarak değil de, aile kavramıyla birlikte ele almak
daha doğru olabilir. Zira evlilik, bireylerin aile oluşturma niyetiyle bir araya gelip, toplum
nezdinde geçerli olan –yazılı ya da yazısız- hukuka bağlı bir akdi, ilan amacı
taşıyan bir tören eşliğinde gerçekleştirmesidir. Bu açıdan bakıldığında oldukça
rasyonel ve bireysel olduğu kadar toplumsal boyutları da olan bir edimdir.
Modern dünyanın romantik kalıpları açısından bakıldığında farklı görünebilir ama
gerek tarihte gerekse İslam dünyasında evlilik/aile, cinsel ihtiyaçların toplum
açısından meşru görünen kalıplar içinde tatminini, çocukların nesebinin sahih
olmasını, bu doğrultuda ebeveynlere ve eşlere hukuki sorumluluklar yüklenmesini
güvence altına alan ve ayrıca idame-i hayat pratiklerinin birlikte
sürdürülmesini ve moral ve motivasyonel ihtiyaçların karşılanmasını sağlayan
dayanışmacı bir müessesedir.

 

AİLE İNSANI İNTİHARDAN KORUR

 

Evlilik müessesenin eylemli boyutu; içine dâhil olduğumuz bir grup olarak
ailedir. Toplumun temel bileşenlerini oluşturan küçük grupların, içine doğma
anlamında ilki ve hayat boyu süren en dayanıklısı olma özelliğine sahiptir.
Bütün bu açılardan ve daha pek çok boyutundan dolayı evlilik/aile önemlidir.
Basit bir örnek vermek gerekirse, sosyolojinin kurucu babalarından biri olan
Emile Durkheim’ın da belirttiği gibi, aile türü sıcak bağlar insanı intihardan
korur. Kendi döneminin Avrupa istatistiklerini inceleyen Durkheim Katoliklerin,
evlilerin ve evli olanlar içinde de çocuk sahibi ailelerde yaşayanların,
Protestanlara, bekârlara ve çocuksuz evlilere göre daha az intihar ettiklerini
gözlemlemiştir. Buradan hareketle de cemaat bağlarının insanı sarıp sarmalayan
yapısının bencil intiharları engelleyen bir güvenlik mekanizması olduğu sonucuna
varmıştır.

 

MODERN TOPLUM İNSANINI DOĞA İLE İLİŞKİSİNİ KESMİŞTİR

 

Üniversite okuyan, iş hayatına atılan gençler günümüzde maddi
gereklilikleri karşıladıktan sonra evlenmeyi planlıyor. Ancak bir insanın
hayatında evlilik için en doğru zaman hangisidir? Ya da gençlerin evlenmesi için
ideal bir yaş var mıdır?

 

İnsanların hayatında evlilik için en doğru zamanın ne olduğu, biyolojik
ve kültürel açılardan farklı farklı cevaplandırılabilecek bir meseledir. Çünkü
geleneksel toplumlarda evlilik gençlerin cinsel erişkinliğe erişmesiyle birlikte
gündeme gelir ve kontrolsüz birleşmelerin önlenmesi geleneksel toplumlar
açısından önemli olduğu için de gençlerin bedensel ve cinsel erişkinliğe
ulaştığı dönem, evlilik yaşının geldiği dönemdir. Ama modern toplum, doğa ile
ilişkisini tamamen kesmiş olduğu ve gençleri uzun süreli olarak eğitim
kurumlarına bağlı tuttuğu için, evlilikle cinsel ihtiyaçların doğması arasına
uzun bir süre konulmuştur. Kaldı ki, modern kapitalist toplumun bir de tüketim
boyutu var. Tüketim ihtiyaçtan bağımsızlaştığı ve kendi başına bir put haline
geldiği için, gençler, maddi gereklilikler yerine getirilmediği sürece evlilik
kararından uzak durmayı tercih etmektedirler. Yahut da buna kızlarını “işi, iyi
bir maaşı olmayan ve hatta askerliğini yapmamış olan gençlere vermeyi kabul
etmeyen aileler tarafından zorlanmaktadırlar. Bütün bu söylenenler, evliliğin
rasyonel bir tercih olduğu koşullar için geçerlidir elbette. İki kişi arasında
sevgi, aşk ve muhabbet var ise, evlilik zamanı gelmiş demektir.

 

KAPİTALİST TOPLUMUN VAZGEÇİLMEZİ, DİPLOMA
VE İŞ

 

Gençlerin önüne fiziksel ve psikolojik sebeplerden ziyade en temel
hedef olarak diploma ve iş konuluyor. Diploma ve işin öncelemesindeki sebep
nedir? Sizce gençlerin evliliği iteleyip işi ve diplomayı öncelemesi ne kadar
doğru?

 

İçinde yaşadığımız ve aslında 15. yüzyıldan beri yavaş yavaş gelişmekte
olan toplum tipi ki, ben buna modern ve kapitalist toplum adını veriyorum, doğa
ile yaşamın arasını açmıştır. Tümüyle insan tarafından yapılmış bir çevrede ve
insan yapımı değerlerle kuşatılmış olarak yaşıyoruz. İçinde yaşadığımız binalar,
kentler kadar bedenimiz de yapay yöntemlerle ayakta tutuluyor. Serbest
cinselliğin yahut cinselliği yaşayamamanın yol açtığı bunalımlarla mücadele için
ilaçlar, anti-depresanlar tüketiliyor. Bunlar bana Aldous Huxley’in Cesur Yeni
Dünya kitabında anlattığı devleti hatırlatıyor. Huxley ailenin olmadığı,
kimsenin kimse için sorumluluk üstlenmediği ileri kapitalist bir toplumda
bebeklerin kuluçka makinelerinde üretildiği, manevi acıları dindirmek için
devlet tarafından özel ve zararsız uyuşturucular (soma) geliştirildiği bir
dönemi anlatır. Diploma ve iş kapitalist toplum döngüsünün kusursuz işlemesi
için vazgeçilmezdir. Bizim için de öyle artık. Tüm bunlar bize hayatın temelinin
insanlar arasındaki güven ve sorumluluk duygusu olduğunu unutturuyor gibi
geliyor bana. Toplumun kapitalistleşmesiyle birlikte, kendisini dindar olarak
tanımlayanlar açısından bile asıl mesele maksimum çıkar haline gelir. Weber’in
dediği gibi, kapitalizmi doğuran şey Protestan ahlakın kendisi olsa bile,
zamanla inanç ekonomik davranışın ana sebebi olmaktan çıkmış ve geriye kar için
kar prensibiyle hareket eden kapitalist tip kalmıştır. Sekülerleşme de budur
zaten.  

 

KARŞI CİNSLE, AİLESİNDEN FAZLA ZAMAN GEÇİRMEK BOŞANMAYA
SEBEP

 

Yapılan istatistiksel araştırmaya göre geç yaşta yapılan evliliklerde
boşanmaların daha fazla olduğu, zamanında yapılan evliliklerin ise geç
evliliklere göre daha uzun sürdüğü ortaya çıkmıştır. Sizce bunun nedeni nedir?
Evliliğin uzun sürmesi ile evliliğin ne zaman gerçekleştirildiği arasında bir
ilişki var mıdır?

 

Meselenin tek boyutuyla ele alınması doğru değil. Hâlbuki daha pek çok
etken var boşanmayı etkileyen. Örneğin kişiyi erken ya da geç evlenmeye yönelten
ve içinde yaşadığı kültür, aile çevresi ve ailenin desteği, maruz kalınan sanal
ortamlar, iletişim/haberleşme imkânlarının eşi benzeri görülmedik bir biçimde
artışı, ailesinden başka kişilerle uzun çalışma saatleri içinde aynı mekânda
kalma durumu, bütün bunlar önceki kuşakların imtihan olduğu problemler değildi.
Örneğin yaptığımız bir araştırmada medya profesyonelleri kendi çalışma
saatlerinin uzunluğunun ve bu saatler boyunca karşı cinsle ailesinden fazla
vakit geçirmenin, aldatmayı ve boşanmayı etkileyen önemli etmenlerden biri

olduğunu belirtmişlerdi. Bunun gibi daha pek çok neden var boşanmalarda. Şunu
demek istiyorum, geç evlenmeyi teşvik eden kültürün ve yaşam tarzlarının
kendisine bakmak daha anlamlı olabilir, evlilik yaşı da bu bütünün parçası
olması anlamında önemlidir.

 

Geciktirilmiş evliliğin bireysel, psikolojik ve
toplumsal psikoloji açısından sonuçları nelerdir?

 

Evliliğin gecikmesi ya biyolojik anlamda tatminsizliğe ya da serbest
cinsel ilişkilere yol açar. Geciktikçe evlenme kararı almak daha da zorlaşmakta,
bireyler kendi hayatlarına bir başkasını dâhil etmek istememektedirler. Dahası
boşanmayla ilgili zikrettiğimiz hususlar nedeniyle karşılıklı güven
zedelenmekte, aldatma sıradanlaşmaktadır.

 

KİŞİLİĞİ; SAÇ RENGİNDE, ELBİSE MARKASINDA ARAYAN GENÇLER
YETİŞTİRİYORUZ

 

Bugünün toplumunun ve dahi Müslümanların temel sorunlarından biri
sorumluluk duygusunun yitirilmiş olmasıdır. Verilen söze sadakat, akde uyma
davranışı açısından bakıldığında ciddi bir tahribatla karşı karşıyayız. Bu
koşullar altında, yetişkinlerin de iyi örnek olamadığı düşünülecek olursa,
gençlerden erken evlenmelerini istemenin, tek başına problemi çözmeye
yetmeyeceği kanısındayım. Bu bir sistem meselesi, bütünsel bir değişimle
birlikte anlamlı olabilecek bir talep. Toplumun kapitalistleştiği, insanların
homo economicus insan modeline evrildiği, ailelerin gençlerin tüm yaşam
planlarını onlara sormadan belirlediği bir dönemde, AVM’lerden kapılı ve kapalı
sitelere kadar modern yaşamın tüm yaldızlarının peşinden koşulduğu bir modelde
tek başına “erken evlenmenin” anlamı nedir? Neyi değiştirecektir? Ya da bu
mümkün müdür? Sorularını kendimize sormak zorundayız. Erken evlenme kişiliğin
gelişimiyle sürdürülebilir olan bir şeydir. İçinde yaşadığımız dönemde de
kişi/kişilik tam da Baudrillard’ın dediği gibi yok olmuştur, ölmüştür.
Kişiliğini saç renginin tonunda, kullandığı kozmetiğin ya da arabasının
markasında ve dahi giydiği binlerce dolarlık yabancı marka haute couture
giysilerin detaylarında arayan bir kuşak yetiştiriyoruz ve bu çocukların erken
evlenmesini istiyoruz. Bunun bir mantığı var mı bilmiyorum.

 

GÜVEN DUYULACAK MÜSLÜMANLAR YOK OLDU

 

Eskiden iki gönül bir olunca samanlık seyran olur anlayışla kurulan
evliliklerin yerini her şeyin tam olduğu, eksiksiz ev eşyası arandığı bir döneme
geldik. Bizi eksiksiz evlilik anlayışına iten sebep nedir?

 

Müslümanlığın tanımındaki değişimdir bizi eksiksiz evlilik anlayışına
iten sebep. Üstelik de mesele sadece evliliğin eksiksiz olması değil az önce de
belirttiğim gibi. Asıl sorun, peygamber örneğinde olduğu gibi herkesin güven
duyacağı bir karakter olarak Müslümanın yok oluşudur. Ve nesne fetişizminin
doruğa varmış olmasıdır. Evlilik bundan etkilenen hususlardan biridir sadece. 

 

GÜNÜMÜZDE EVLİLİK, ÇOCUK VE ANNEDEN İBARET HALE GELDİ

 

Hayatta birçok sorumluluk alan gençler, konu evlilik olunca
“olgunlaşamadım” gerekçesini ortaya atıyor? Gençlerin bu evlilik korkusu neden?  Kişi
evliliği sağlıklı şekilde yürütecek bir duruma gelip gelmediğini nasıl
anlayabilir?

 

Burada sadece gençleri itham etmek doğru değil bence. Yetişkinlerin
evlilik sorumluluğunu ne kadar üstlendiğine, nasıl taşıdığına bakacak olursak,
burada da pek iç açıcı bir manzara ile karşılaşmıyoruz. Kent araştırmacıları
açısından malum olsa da, başkaları tarafından pek fark edilmeyen bir husus var.
Giderek aile dediğimiz şeyin kadın ve çocuklardan ibaret bir müessese haline
gelmesi. Erkeklerin tümüyle aile dışında vakit geçirmesi, kadınlarla çocukların
da bir “büyük kapanma” çerçevesinde sitelere mahkûm edilmesi. Çocukların
bisiklete binmekten bile sıkıldığı düzenlenmiş çevrelerde yaşıyoruz. Oysa
evlilik hayatı paylaşmaktır, üretimde, mücadelede, sevgide ve çocuk yetiştirmede
ortaklıktır. Tebliğde ve yaşamın tüm alanlarında direngen ve kendi olan bireyler
ancak anlamlı bir birliktelik oluşturabilirler. Bana kalırsa, gençleri neye ve
niye davet ettiğimizi netleştirelim önce. Burjuva aile modellerine davet
ediyorsak eğer, o zaman dediğim gibi erken ya da geç evlenmişler fazla bir şey
fark etmeyecektir.

 

Cornell ve Oklahoma Üniversitesi’nde yapılan ve Family Relations
dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre arkadaşlık eden çiftler üzerinde
yaptığı araştırmaya göre % 67 boşanma korkusu olduğu belirlendi.  Boşanma
korkusunun yaygınlaşmasın sebebi nedir? Gençler evliliğe bile adım atmadan
boşanma korkusu yaşamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Bu korkunun kaynağının güven duygusunun yitirilmesi olduğunu düşünüyorum.
Sürekli olarak medya, internet, sinema vs. kanalların bize taşıdığı olaylara
baktığınızda bu güven kaybına uğramamak mümkün değil zaten. Ama ben buradan
farklı bir noktaya gelmek istiyorum. Bu güvensizliği nasıl aşabileceğimize dair
düşünmek lazım geldiğini vurgulamak istiyorum. Sosyolojide “kültür”ü
tanımlarken, onun çeşitli özellikleriyle birlikte şunu da sayarız: “Her kültür
insanlara özdeşleşecekleri kahramanlar sunar”. Davranışlarımızı kendilerini
örnek alarak geliştireceğimiz kahramanlardır bunlar ve bireysel sosyalizasyonda
bu özdeşleşimin büyük bir etkisi ve katkısı vardır. Peki, gündelik hayatın
gençlere sunduğu örnekler kimler? Bu örneklerin güven duygusunu pekiştirecek bir
özelliği var mı? Yoksa daha ziyade çatışma, çıkar, acımasız ve ilkesiz rekabet,
bunun sonucunda kazanılan sınırsız servet ve harcama kapasitesi ile öne çıkan
karakterler mi ön planda? Bu sorunun cevabı ikinicisidir ve maalesef gençler
bunlarla özdeşleşmektedir. Oysa Ali Şeriati “Ne Yapmalı” başlıklı kitabına şu
duayla başlar: Allah’ın adıyla, Son özgürlük, bilgi ve kudret peygamberi
Muhammed’in Rabbinin adıyla, Mazlumun adaleti Ali’nin Rabbinin adıyla,
küçüklüğüne rağmen dünya kadar büyük olan Fatıma’nın evinin Rabbi’nin adıyla,
Ebuzer’in Rabbinin adıyla, ezilmişlerin, tarih ve zamandaki çaresizlerin
Rabbi’nin adıyla…” Güven ancak doğru, adil, paylaşımcı, özgürlükçü, kalpleri
ısındırıcı örneklikler üzerinden kazanılabilecek bir duygudur ve peşinde
olunması gereken evlilik ve aile modeli de buralardan çıkar diye düşünüyorum.   

 

 

BOŞANMA SORUNU KADINA ENDEKSLENMEMELİ

 

Toplumda kadının çalışma hayatında daha fazla yer almasıyla birlikte
evliliklerde kadının tahammülsüzlüğü daha da öne çıkıyor. “Ben de çalışıyorum,
eve para getiriyorum”  düşüncesinden hareketle kadınlar en ufak problemlerde
ilişkiyi sonlandırma yolunu tercih edebiliyor. Siz bunu nasıl
değerlendiriyorsunuz? Bu durumların yaygınlaşması toplumda nasıl bir ayrışmaya
neden olur?
Bence sorunun kadınlara endekslenmesi doğru değil. Mesele
bütünseldir. Topyekûn zihniyetlerin değişmesi söz konusu, hedeflerin
dünyevileşmesi söz konusu. Bu çerçevede kadının okumaması ve çalışmaması onu ne
bireysel nede İslami açıdan kabul edilebilir olan pek çok uygulamaya mahkûm
bırakıyor. Erkeğin tümüyle modern örüntüler içinde yaşadığı ve paylaşım
sorumluluklarından kaçındığı bir ortamda kadınların kendi ayakları üzerinde
durmalarının çok önemli ve vazgeçilmez bir gereklilik olduğunu düşünüyorum.
Üstelik toplum değişecek ve daha “İslami” bir hayat kurulacaksa, bu da ancak
kadınların direngenliği sayesinde mümkün olacaktır. Mesele, yıllar önce de
yazdığım gibi, kamusal pastadan daha fazla pay almak değil de, kamusal alanın
topyekûn dönüştürülmesiyse eğer, bu ancak kadın ve erkek öznelerin her ikisinin
de aktif ve üretken olmasıyla mümkün olabilir.

 

Aile kurarken ister istemez toplumsal kodların etkisinde kalınıyor.
Örneğin, evliliklerde erkeğin kadından mesleki ya da maddi anlamda üstün olması
çok normal olarak karşılanırken, tam tersi durumlar çoğu zaman kolayca kabul
gören bir durum değildir. Evlilik konusunda özellikle eş seçiminde toplumsal
kodları ne derecede dikkate almalı?

 

Toplumsal kodlar insanı ister istemez belirler, ama kendisini Müslüman
olarak tanımlayan bireylerin bu kodları olduğu gibi benimsemesi değil,
değiştirip dönüştürmesi gerekir. Buna dair en güzel örnek, İslam tarihinin de
ilk ve en önemli evliliğidir. Hz. Peygamberin dönemin güçlü ve etkili
kadınlarından biri olan Hatice ile yaptığı ve hiçbir zaman çok-eşlilikle
gölgelenmemiş olan evlilik, statülerin, yaşın, servetin, çocuk sahibi olmanın
vs. bugünün kültürel kodlarında “ters” görünen pek çok şeyin muhabbet temelinde,
ortak bir davaya gönül verme temelinde nasıl önemsizleştiğinin mükemmel bir
örneğidir. Bu konuda ikinci mükemmel örneğin Ali ve Fatıma evliliği olduğunu
düşünüyorum. Bu örnekleri, sosyolojik imaları ve getirdikleri devrimci
değişiklikler bakımından ele almak lazım. İşte erken evlilik tartışması ancak bu
ciddi bağlam değişikliği hatta semantik kayma çerçevesinde anlam
kazanabilir.


Kaynak :

On5yirmi5.com



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam107
Toplam Ziyaret850130
Finans - Borsa
Site Haritası
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.86635.8898
Euro6.57996.6063
Reisten Tarihi Konuşma
Köşe Yazıları

Diğer Linklerimiz
Kim Kimdir?